Kullanıcı Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Aktivasyon linkim ulaşmadı
Altın üye olmak istiyorum
Carpuzz'la ilgili aklınıza takılan herhangi bir konu mu var? Cevabı burada olabilir; göz atmakta fayda var.
Sıkça Sorulan Sorular
Carpuzz'daki yeniliklerden haberdar olmak için e-mail adresinizi aşağıdaki alana yazın;
Carpuzz.com şartnamesini okumak için burayı tıklayınız
.
34
kayıt bulundu. Toplam
7
sayfa.
AYIN KULLANICISI
Ad Soyad
Sektör
Dönem
Tarık AKIN
İnşaat
Mart / 2010
Yorum
2010 Mart ayında tam bir gönüllü temsilcimiz olarak çalışan Tarık Akın’ı bu köşeye taşımak istiyoruz. Bütün araçlarımızı kullanma fırsatı bulan Tarık bey’e, sistemimize kattığı dostlar için çok teşekkür ediyor, yaratıcı bir tasarımcı olarak mesleğindeki başarılarının devamını diliyoruz.
Bu ay daha az yorucu bir köşe tasarlamayı hedefledim. Bu ayki sözümüz Albert Einstein’dan;
‘Sadece iki şey sonsuzdur, evren ve insan ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim’
Bu yazının konusu tabii ki evrenin sonsuzluğu ya da evren içre evrenler değil. Ancak açıklayıcı bir bilgiyi not etmekte fayda var; Evrenin sonsuz büyüklükte ve genişlemekte olduğu fikrine kendi formüllerinden ulaşılan Einstein ilk önce bunu reddetse de astronom Hubble’in çalışmalarından sonra kabul etmiştir. Ancak işin enteresan tarafı Einstein, bu gerçeği o zaman inkar etmesini ‘hayatının en büyük hatası’ olarak nitelemiştir. Bu ek bilgi Einstein’ın sözünü daha da anlamlı kılıyor ve kendi deneyimlerinden esinlenmiş olabileceğini düşündürüyor.
Bir çoğumuz yaptığımız hataları değerlendirirken, bir an için basiretimizin bağlanıp söz konusu hatayı nasıl yapabildiğimizi düşünürüz. Hemen arkasından bir pişmanlık süreci başlar. Çoğu zaman bu süreç kırılgan bir içsel barışma ile sonlanır. Ancak bazen de kendi hatamızı kendimize dahi kabul ettiremeyiz ve bizim için azap süreci başlamıştır. Bu yetmiyormuş gibi, kendimizi canlılar arasında en zirveye koyarız ama aynı hatayı defalarca yapabilme potansiyeline sahip olmamızda bir o kadar düşündürücüdür. Kanımca, sadece bu bile değişimin ne kadar zor ve yorucu bir süreç olduğunun en basit kanıtını oluşturuyor.
Hata yapmamak imkansız. Çünkü doğruyu ve yanlışı gösteren toplumsal gözlüklerimiz var. Bu gözlükler bize hem kendimizin hem de başkalarının hatalarını bir detektör gibi gösteriyor. Halbuki hatalarımızı belirleyen değerler bütünü toplumdan topluma değiştiğine göre, mutlak gerçekliği kolayca sorgulanabilir. O zaman şöyle bir düşünce ortaya atmak mümkün olabilir; Ne yaparsak yapalım pişman olmadan, hatalarımızı hata olmaktan çıkaracak, ‘keşke’leri, vehimleri uzaklaştıracak ve daha verimli bir birey olmamızı sağlayacak bir düşünce paradigmasına geçmek mümkün mü?
Beraber düşünelim.
C.Serhan Oralkan
cso@carpuzz.com
Ad Soyad
Sektör
Dönem
özlem yaşar
Reklamcılık
Şubat / 2010
Yorum
2010’da soğuk havalar kendini göstermeye başladı. Uzun zamandır İstanbul’da kara hasret kalmıştık. Yinede okulların zorunlu olarak tatil olduğu, diz boyu karın pek bir esamesi yok. Şubat ayında ‘Ayın Üyesi’ ödülü Sn. Özlem Yaşar ve Öznur Yaşar kardeşlerin oluyor. Kendileri reklam sektöründe faaliyet gösteriyor. Sistemimizi tercih ettikleri için bütün üyelerimiz adına teşekkür ediyoruz ve CarPuan’larını hanesine ekliyoruz.
Bu ayki sözümüzü İtalyan şair Dante Alighieri’den (1265-1321) seçtim. İnanç sisteminin şu an içinde bulunduğu durumu neciz bir şekilde özetleyen bir söz.
‘Tanrı bize cenneti vaat etmemiş olsaydı, kimse ona secde etmezdi’
Aslına bakarsanız bu söz ile hassas ve tabulaşmış konulara değinmek durumunda olduğumun farkındayım. Hatta seçtiğim konu bu köşe için biraz cüretkâr dahi olabilir. Ancak fikir yazıları bir tartışma ortamı yaratmak ve beyinleri alışkanlıklardan kurtarmak için yazıldığına göre, bu konuyu irdeleme hakkını kendimde buluyorum.
‘Tanrı’ ve ‘tanrılık’ kavramı insanın hayalinde yarattığı ve bu yarattığına menfaat ve kar-zarar hesapları açısından yaklaşan bir idrak veya bilinç seviyesinin üretimidir. Kişi kendisine söylenenleri yapar, yükümlülüklerini yerine getirirse, hayalinde yarattığı tanrı ona vaat edilmiş ‘Cennet’ i verecektir. Yok, eğer kişi bu yükümlülükleri yerine getirmezse, tanrısı onu cehennemine atacaktır. Dolayısıyla güç sahibi olan tanrıyı her an onure etmek, ona ibadet etmek gerekir.
Halbuki peygamberlerin hayatları dikkatle incelenirse, belli anlatım farkları olmakla beraber, ötelerde yüce ve ulu bir yaratıcının aranmaması gerektiği net bir şekilde anlaşılacaktır. Ötelerde bir varedeci ya da güç yoksa varoluşu nasıl açıklayacağız. Son yıllarda ülkemizde de oldukça rağbet gören doğu felsefesindeki birçok akım içlerinde kısmi doğruluk payları olsa da, bütünsel ve eksiksiz bir açıklama getirmekte aciz kalıyor. Tasavvuf ismi altında anılan mistisizm ise varlığın hakikatini açıklamada pozitif bilim ışığı altında tatmin edici bir resim ortaya koyabiliyor.
Özellikle beş duyu ile algıladığımız madde varlığın gerçeği yansıtmadığı, atom altı parçacık boyutunda şu ana kadar dogmatik olarak kabul ettiğimiz fizik kurallarının hiçbir geçerliliği kalmadığı bilim insanları tarafından ortaya konmuş durumda. Kuantum fiziği ismiyle işaret edilen atom altı parçacık ilminde, bize inanmak zor gelse de, her şeyin her an her yerde ve tek bir bütün olarak yer aldığı holografik gerçeklik kapsamında ortaya konmuş durumda. Yani bizim kısıtlı algılama organlarımız neticesinde bütün varlığı ayrı ayrı görerek ötemizdeki bir tanrıya yöneliyoruz. Hâlbuki varlık ‘tektir’. Varlık tek ise tanrı nerededir?
Açıkçası pozitif bilimin ulaştığı böyle bir seviyeye yaşam süremin denk gelmesini büyük bir kısmet olarak algılıyorum. Bu konuda aklıma gelen en güzel örnek ‘Yağmur tanesini iki melek yere indirir’ şeklindeki hadisin, hidrojen ve oksijen atomlarına atıfta bulunduğunu bugünün ilmiyle anlayabilmemizdir. O devirde yaşayanlar için ne kadar zor bir tasavvur olsa gerek. Dolayısıyla, bugün sahip olduğumuz bilim seviyesi bize hakikati bilmek, anlamak hatta yaşamak konusunda çok daha ağır bir yükümlülük getiriyor.
Aksi takdirde hiçbir mecazı ve boyutsal anlatımları çözemeyeceğimiz gibi, dışımızda bize merhamet edecek ya da kötü davranacak tanrılar edinmek zorunda kalırız.
Tanrısız ve tanrılıksız bir varoluş idrakı diliyorum.
C.Serhan Oralkan
cso@carpuzz.com
Ad Soyad
Sektör
Dönem
aşkın çelik
Reklamcılık
Ocak / 2010
Yorum
2010’un ilk ‘Ayın Üyesi’ ödülü Sn. Aşkın Çelik’in oluyor. Aşkın Çelik, yaratıcı ve samimi kişiliği ve CarPuzz’un iş modelini yakın çevresine anlatarak en önemli reklam mecramız olan ‘ağız propagandası’ nı başarılı bir şekilde uygulamasıyla dikkatimizi fazlasıyla çekti. Yeni yılın sağlıklı ve tasadan uzak bir yıl olmasını diliyor bütün CarPuzz ailesi adına kendisine teşekkür ediyorum.
Bu ayki sözümüzü popüler psikoloji’de çok ses getiren ‘Feeling Good’ adlı kitabın yazarı David M. Burns’den seçtim;
‘….Yanlış yapma hakkınızdan vazgeçmeyin; vazgeçerseniz yeni şeyler öğrenme ve gelişme olanağınızı kaybedersiniz. Unutmayın; mükemmeliyetçiliğin arkasında korku yatar…’
Yeni bir yıla girmiş olmanın verdiği ruh hali ile bu sözü seçmiş olabilirim. Yeni şeyler öğrenmek, yeni şeyler denemek, bilindik konulara ve olaylara yeni bir bakış açısıyla bakabilmenin verdiği heyecan beni etkilemiş olabilir.
Çoğumuz hem kendi hem başkalarının hayatını elde edilen başarılar, ödüller, makamlar ve bunların getirisi doğrultusunda değerlendiriyoruz. Bence bu, toplum olarak süreçlere değil de sonuçlara odaklandığımızın kesin bir göstergesi. Televizyonlarda izlediğimiz programlar, sinemalar, gazete haberlerinin hepsi sonuç odaklı. Kazananlar ve kaybedenler şeklinde özetlenen bir hayata bakış açımız olduğu sürece hüsrana uğrama şansımız yarı yarıya demektir. Çünkü girişimlerimizden ya başarıyla ya da başarısızlıkla çıkacağız.
Aksine, yapa geldiğimiz işlerde süreçlere odaklansak, hem birey hem de toplum olarak dikey hareket yapabileceğimizi düşünüyorum. Bir süreçte yan ürün olarak adlandırabileceğim, kazanılan yeni bilgiler, tecrübeler ve bunların getirisi olan bir üst idrak seviyesi bence en az sonuç kadar önemlidir. Hatta kişiyi esas ‘tatmin’ edecek olanın bu yan ürünler olduğuna inanıyorum.
Dolayısıyla öğrenirken hata yapma ihtimalini kabul etmek ve bu hatalardan öğrenebilmek kişisel gelişimin kendisidir. Kişinin içini bir kurt gibi kemiren ‘mükemmeliyetçilik’ ya da hata yapma korkusunun da bu şekilde bastırılabileceğini düşünüyorum.
Tabii ki, buradan ne yaparsanız yapın sonucu önemli değildir gibi bir çıkarım yapılmamalıdır. Başarılı olma isteğinin sağladığı disiplinin ve motivasyonun zaten başarının en önemli anahtarı olduğu düşünülürse konu açıklanmış olacaktır. Ancak, -sonuç her şeye rağmen istediğimiz gibi değilse- o süreçte elde edilen ‘yan ürünler’ bir sonraki girişimimizin daha farklı sonuçlama ihtimalini arttırdığı unutulmamalıdır.
Bu sırada, bireyler arasındaki ilişkilerin de bu açıdan değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Her bireyin anlatacağı bir hikâyesinin olması, her bireyden bir şey öğrenilebileceği ihtimalini beraberinde getirir. Yeter ki kendimizi üstün görme ‘şaşılığına’ kapılmamış olalım.
Bu vesile ile yeni yılın bütün insanlığa daha yüksek bir idrak seviyesi getirmesini temenni ediyorum.
Ad Soyad
Sektör
Dönem
BAŞAR SAYLAM
İthalat/ihracat
Aralık / 2009
Yorum
2009’un son ayında Sn. Başar Saylam’ı bu köşede ağırlıyoruz. Bu vesile ile 2010’da hem kendisine hem de bütün CarPuzz ailesine sağlık, huzur ve hoşgörü ortamının egemen olduğu bir yıl diliyorum. Türkiye’nin en büyük beyaz eşya üreticilerinden birinin üst düzey yöneticisi olarak Başar bey, MINI araçlarımızla iyi bir elektrik yakaladı. Yeni yıl hediyesi olarak 50 TL değerindeki CarPuan’larını hanesine ekliyor ve başarılarının devamını temenni ediyoruz.
Bu ayki sözümüz Mohandas Karamchad Gandhi’den ( 2 Ekim 1869-30 Ocak 1948; Hintli siyasi ve ruhani lider);
‘Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür... Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür... Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.
Bu sözü uzun süre önce duydum ancak üzerinde düşünme fırsatım olmamıştı. Şimdi neredeyse 1 haftadır düşünüyorum. Duygularıma etki etmeye başlamış mıdır bilmiyorum ancak Gandhi’nin anlatmak istediği anafikri dolambaçlı yollardan yürütmesi ve zincirin halkalarına tek tek dokunarak tarif etmesi beni esastan ilgilendiriyor.
Yani, ‘söylediklerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür’ deseydi, herhalde anlamını tam olarak çıkarmakta oldukça zorlanırdık. Analitik bir perspektiften bakarsak ‘Mahatma’ bu sözle kişinin sadece yaptıklarından ya da ortaya koyduğu fiillerden değil, kuvveden fiile çıkmamış soyut düzlemde kalmış düşünce, duygu ve niyetlerden de sorumlu olduğunu belirtmeye çalışıyor. Çünkü fiillerin müsebbipleri mana boyutunda yaşarlar.
Şimdi adım adım ilerleyelim; Bazı şeyleri ister inanarak ister inanmadan söyleyelim, söylediğimiz fikrin arkasında durmak düşünce piramidimizi alt üst edebilir. Öbür taraftan duygu durumumuzu yaşadıklarımız ya da başımıza gelenler değil, bu olayları nasıl algıladığımız yani bu olaylar hakkındaki düşüncelerimiz belirler. Burada belki bir parantez açarak geri kalmış ve ilerlemiş toplumlar arasındaki farkın buradan kaynaklandığına inandığımı belirtmek isterim. Devam edelim; Büyük üzüntüler yaşamış insanların göreceli olarak diğer insanlardan daha mutlu olabildiklerine çoğunuz şahit olmuşsunuzdur. Veya aracınızı koymak isteyeceğiniz en son yer kıvamında olan bir park yeri için koskoca haftayı sinir harbi içinde geçirenleri de gözlemliyoruz. Algılama lensimizin temizlenmesi ve ince ayar gerektiğinin göstergesidir bütün bunlar.
Ancak işin kötüsü şimdi başlar; Duygular ‘geri besleme’ yoluyla düşünceleri ve oradan da davranışları etkileyecektir. Üzgün ve içine kapanıkken kişi en sevdiğiyle bile görüşmek, dışarı çıkmak istemez. Yatağa geçip, TV kumandasını eline alıp, çikolata kürüne başlamak ister. Böyle küçük gelgitlerden bir girdap bile doğabilir. Etrafımızdaki insanların uzun süren üzüntüler sonrası yemek alışkanlıklarının değiştiğini, hatta dışa dönük insanların bile daha pasif bir hayat tarzını benimsediklerini görebiliyoruz. Bu noktadan sonra girdabın içinden çıkılmaz bir şekil alması söz konusu olabilir çünkü artık hoşlandığımız şeyler değişip bizi biçimlendirmeye başlamıştır. Dolayısıyla başımıza gelecek olayları, karşılaşacağımız kişileri, ağzımızdan çıkacak sözleri, hatta gülüşümüzdeki enerjiye varıncaya kadar etkileyerek bizi başka bir insan yapacaktır. Kaderimiz, kaderimiz bu olduğu için, değişecektir.
Bu yazıyı bir Amerikan filmi gibi değil de Fransız filmi gibi bitirmek daha makul geliyor bana. Çünkü hayatın bir reçete ya da el kitabi yok. Bazı şeylerin hata olduğunu bilmek bizi o şeyleri yapmaktan alıkoymuyor. Bu noktada biraz düşünmek kaderimize etki edebilir.
Umarım CarPuzz ailesi olarak 2009’a geri dönüp baktığımızda olumlu olayların bilançosu, olumsuz olaylarınkinin fevkindedir. İyi yıllar.
Ad Soyad
Sektör
Dönem
AHMET BAŞLANTI
Bankacılık/Finans
Kasım / 2009
Yorum
Bu ay bankacı üyelerimizden Sn. Ahmet Başlantı’yı bu köşede ağırlıyoruz. Titizliği ve sistemimize tam uyumu ile öne çıkan üyemize, CarPuzz’u yakın çevresine tavsiye ettiği için herkes adına çok teşekkür ediyoruz.
Bu ay Ahmet Hamdi Tanpınar’dan (1901-1962, Türk yazar ve şair) bir söze yer vermek istedim;
‘Hiç kimse değişime karşı değildir, yeter ki ucu kendisine dokunmasın’
Değişim, son on yılın revaçta terimlerinden bir tanesi. Pozitif bilimde hem makro boyutta hem de atom altı boyutta ‘değişmeyen tek şeyin değişim’ olduğunu anlayacak kadar ilerlemiş bulunuyoruz.
Ancak iş kendimizi değiştirmeye gelince nedense akan sular duruyor; Çok övdüğümüz, yere göğe koyamadığımız ‘değişim’ değerlerimize, alışkanlıklarımıza, önyargılarımıza uğramadan geçip gitsin istiyoruz.
İçselleştirilen değerlerin veya bunların bütünü olan huy ve karakterin ağır yaptırımlar olmadan değişebileceğine inanmıyorum. Neden kişi değişmek istemez? Ya da neden bu kadar zordur değişmek? Ben bu sorunun cevabının kişinin değişme gereğini hissetmemesinden geçtiğine inanıyorum. Her birey kendisinin, olduğu şekilde mükemmel bir kıvamda bulunduğu düşüncesini içselleştirmiştir. Bu şekilde düşünen bir insandan ne hakla değişim istenebilir. Kişi ilk önce anlayabilmelidir. Ancak anlamak için görmek gerekir ki burada bahsi geçen ‘görmek’ gözle yapılan bir görüntüleme değildir. Görmek için düşünebilmek gerekir. Düşünebilmek de şartlanmalardan arınmış bir düşünme aygıtı ile yapılması gerekir. Bu süreç başlı başına kişisel değişimin ne kadar zor ve meşakkatli olduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla diyorum ki; Kendini değiştirebilen, her şeyi değiştirmeye muktedirdir.
Herkese sağlıklı, neşeli bir ay diliyorum…
1
2
3
4
5
6
7
Copyright © CEMKA REKLAM TANITIM ORGANIZASYON LTD.
Gizlilik Politikası
|
Şartname