Kullanıcı Girişi
Carpuzz'la ilgili aklınıza takılan herhangi bir konu mu var? Cevabı burada olabilir; göz atmakta fayda var.

Sıkça Sorulan Sorular
Carpuzz'daki yeniliklerden haberdar olmak için e-mail adresinizi aşağıdaki alana yazın;

 
 
40 kayıt bulundu. Toplam 8 sayfa.
 
AYIN KULLANICISI
 
 
Ad Soyad Sektör Dönem
Hakan Kadir Erdemir Bilgisayar/Bilişim/İnternet Eylül / 2010
Yorum
Eylül 2010 ‘Ayın Üyesi’ olarak Sn. Hakan Kadir Erdemir’e teşekkür ediyoruz. Aslen bilgisayar programcısı olan arkadaşımızın birçok uğraşısı var. Bunlardan en önemlisi yazdığı birbirinden anlamlı şiirlerler. Bu verimliliğinin devamını diliyoruz.
‘Unutamamak, hatırlayamamaktan çok daha yıkıcıdır’ – Mark Twain ( Gerçek adı Samuel Langhorne Clemens; 1835-1910, Amerikalı yazar ve humorist. Huckleberry Finn (1884) ve The Adventures of Tom Sawyer (1876) adlı romanların yazarı.
Bu sözden ilk haberdar olduğumda, aklıma ilk gelen şey aslında yaşadığımız kısıtlı hayatın ne denli unutamamak ve hatırlayamamak üzerine inşaa edildiği oldu; Acılarımız, korkularımız peşimizi bırakmaz çünkü unutmaya ve değişmeye dirençli bir düşünce yapımız var. Sevinçlerimiz ve mutluluklarımız kısıtlı kalır, çünkü onları güçlü bir şekilde hatırlayarak yeniden yaşamakta zorlanırız.
Clemens birincisinin sonuçlarının ikincisinden daha vahim olduğunu söylüyor ki, bu da son derece mantıklı; Unutamamanın faturası kişinin karşısına hatırlayamamaktan çok daha ağır bir şekilde konacaktır. Beyni bloke eden, geçmişte kalmış göreceli kötü yaşanmışların, kişinin YENİLENMESİ önündeki en büyük engellerden biri olduğuna inanıyorum. YENİLENEMEMEKTEN daha vahim ne olabilir ki.
Bu esma tutulması, ya da akıl tutulması, kendisini sadece geçmişte yaşananlarla değil her türlü değer yargısı ve olumsuz düşünce ile de pekiştirmekte uzman bir yapıya sahip. Mademki duygularımızı düşüncelerimiz belirliyor, o zaman bu düşünce ya da değer prangalardan kurtulmanın bir yolunu bulmak zorundayız. Aksi takdirde mutlu anlarımızı mutsuz anlarımız, mutsuz anlarımızı yine mutlu anlarımız takip edip gidecek ve hayatımız sıkıcı bir yemek misali önümüze atılacaktır.
Eğer bu yemekten artık sıkıldıysanız, yemeğinizi kendinizin yapmasından başka bir çare yok. Başarılı olmak bu işe ne kadar yoğunlaştığınıza ve hayatınızı eski kırmızıçizgilerinize göre değil, ne derece yenilenme formatına göre yaşadığınıza bağlı olacaktır. Özellikle hayatımız, alışkanlıklarımız, bedensel zevklerimiz bize her fırsatta dümenin kimde olduğuna dair mesaj verecek ve bizi yolumuzdan şaşırtmak için elinden geleni yapacağını düşünürsek bunun ne denli zor bir görev olduğunu unutmamak gerekir.
Ancak başka da hiçbir çözüm yok.
Unutmak zorunda olmadığımız ‘enstantaneler’ ve bunların toplamı olan bir hayat için, ‘kendimize gelmek’ zorundayız. Umarım nihayetinde ‘istediğimiz her şeyin gerçekleştiği’ bir hayat bizi bekler.
C. Serhan Oralkan
cso@carpuzz.com
Ad Soyad Sektör Dönem
ayfer gören Medya Ağustos / 2010
Yorum
Yaz aylarının en sıcak günlerini yaşadığımız şu sıralar Sn. Ayfer Gören’i en aktif üyelerimizden birisi olarak selamlıyoruz. Kendisine serin günler diliyoruz.

‘Yolculuk etmeyi seviyorum ama varmaktan nefret ederim’ A. Einstein
Kim yolculuk etmeyi sevmez ki. Yolculuk etmekteki amaç yolculuğun sonunda ulaşılacak olan nihai noktaya erişimdir. Oradaki güzellikleri tatmak, gözlemlemektir. Einstein işte tam bu noktada yolculuğun bu nihai hedefi gerçekleştiğinde kendisine zevk kapılarının kapandığından bahsediyor.
Kanımca Einstein ‘yolculuk’ kelimesi ile fiziki olarak bir araca binip genel manada bir seyahate çıkmayı değil, bir bilinmeyeni bulmak için yapılması gerekli olan ve sonunun nereye gideceği belli olmayan bir süreçten bahsediyor.
İçinde birçok bilinmeyeni barındıran bu süreç çok büyük bir heyecan kaynağı oluşturabilir. Bilinmeyene doğru çıkılan yolculuk birçok zenginliği beraberinde getirebilir; Bu yolculuk birimin kendisini tanımasının, zaaflarını ve güçlü olduğu taraflarını idrak etmesinin, iletişimde olduğu kişileri anlamasının ve kabullenmesinin dolayısıyla kişisel gelişimin tetikleyicisi ve destekleyicisi olabilir. Yolculuk devam ettiği sürede insanın kendisini yenileme imkânı ortadadır.
Bilinmeyen öğelerin bir idrak açılımı ile bilinir konuma geçmesi son derece tatmin edici olsa da, artık bu yolculuk ve heyecan kaynağı sonlanmıştır.
Bu açıdan bakıldığında Einstein’ın sözü oldukça manidar. Hepimiz için de bir kıssadan hisse var; Sonuç odaklı yaşayan insanlar ve onların oluşturduğu toplumlar, beklentiler istenildiği gibi gerçekleşmediğinde büyük çöküntüler ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Aksine süreç odaklı düşünen bireylerin gelişime daha açık, çok yönlü düşünme yeteneğine sahip ve hayatın kötü sürprizlerine karşı direnç sahibi olduklarına tanık olmuşuzdur.
İsteklerimizin her zaman gerçekleşmesi olasılığı olmadığına göre, bir şeyi isterken neler kazanıp neler kaybettiğimize bakmak ve bu şekilde bir bilançoya odaklanmanın çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bu düşünce tarzının, sahiplik duygusunun bastırıldığı, gelişim ve idrak odaklı bir yaşamı getireceği açıktır.
Neşeli yolculuklar.
C.Serhan Oralkan
cso@carpuzz.com
Ad Soyad Sektör Dönem
Kerime Sarı Hukuk Temmuz / 2010
Yorum
Sayın Kerime Sarı’yı bütün üyelerimiz adına bu köşeden selamlıyoruz. Başarılı bir hukukçu olan Kerime Hanım neredeyse bir seneyi aşkın bir süredir ofisimizde en fazla görmeye alıştığımız üyelerimizden. Kendisine CarPuzz’u tercih ettiği ve gönüllü elçimiz olarak sistemimizi çevresine de tavsiyede bulunduğu için teşekkür ediyoruz.
‘Sadece tecrübe sayesinde bir şeyler öğrenebiliriz ve hiçbir zaman bir olayı akıl yoluyla tamamen kavrayamayız’ – Friedrich August von Hayek ( 1899-1922, Avusturyalı ekonomist ve filozof, 1974 ekonomi Nobel ödülü sahibi )
Hayek’in bu sözünü ilk okuduğumda genel mantık çerçevesinde kolayca anlaşılabilen ve herkesin kabul edebileceği bir önerme gibi gözükse de, biraz derinlemesine düşündüğüm zaman aslında gizli kalmış bazı noktaların olduğunu fark ettim.
Önerme, aklın insanı bir yere kadar taşıyabileceğine dayanıyor. Benim için önemli nokta burası aslında. Akıl kelimesinin kökenini Arapça ‘ukl’ yani iki şeyi bir birine bağlamak, sonuç çıkarmak anlamına gelen kelime teşkil ediyor. Akıl dediğimiz soyut mana bu şekilde yani karşılaştırma yöntemiyle çalışıyor. Halbuki, aklın çalışabilmesi için taban teşkil eden veriler hatalı ise akılda ister istemez hatalı bir sonuç üretecektir. Bilgisayara yüklenen hatalı veriler gibi.
Bu noktada yaşamışlık veya kişiye bu yolu açarak yaşamışlığı tattıracak başka bir yaşamış ya da mürşit gerekir. Kanımca bu durumu nu en güzel anlatan ‘AŞK’ tır. Ne dizeler, romanlar yazılmıştır sevenlerce. Bu duyguyu yaşayamamış kişilerce bu anlatımlar güzel bir tasvir olarak algılanır. Ama bir de aşk duygusunu ‘tatmış’ bir kişi bunları okuduğunda lafza gelmez duygular, hissedişler ayağa kalkar. Bilenle, bilmeyen bir olur mu? Herkesin ‘aşk’ı yaşaması farklı olabilir ama değişmeyen tek bir ortak gerçek vardır aşıklar için. Onlar için ‘etraf’ kalmaz, örf ve adetler kalmaz, alışkanlıklar, prensipler silinir gider. Aşk terkibiyet değiştiricidir. Yıkıcıdır. Her şeyi kaybetmeye göze almıştır aşık. Dervişine ‘aşık ol öyle gel’ diyen mürşid bunu kastetmektedir. Mevlana’nın ‘Ben ol da bil’ dediği işte tam budur.
Hangi bilgi, hangi anlatım kişi de bu denli köklü bir değişikliğe ön ayak olabilir. Aşık olunanda kaybolmak, tek olmak anlatılamaz. Yaşaması da ancak bunu göze alanlar tarafından gerçekleştirilebilir. Gerisi tamamen sokak diliyle ‘hikâye’dir. Tecrübe veya yaşanmışlığa bu gözle bakarsak ne denli önemli ve içsel yolculukta vazgeçilmez bir nükte olduğunu fark ederiz.
Diğer daha yüzeysel olaylarda da tecrübenin rolü yadsınamaz. Hele bugünkü karmaşık toplumlarda karşılaştığımız olaylar düşünüldüğü zaman bu daha güzel anlaşılacaktır. Hayata dair her an aslında bir tecrübe olarak algılanabilir, eğer farkındalık oluşmuşsa.
Arındırıcı tecrübeye giden ‘yol’ dileğiyle.
C.Serhan Oralkan
cso@carpuzz.com
Ad Soyad Sektör Dönem
sena göçen Eğitim Haziran / 2010
Yorum
Haziran 2010 başarılı bir eğitimci olan Sena Göçen’in bu köşede ağırlandığı bir ay oluyor. Kendisi bir iflah olmaz MINI sürücüsü. Sistemimizi çok iyi anladığını bize her fırsatta ispat ediyor. CarPuzz ailesi olarak bizde O’na fazlasıyla hak ettiği 50 TL değerinde CarPuan hediye ediyoruz.
‘Ahlak, bireyin içindeki sürü içgüdüsüdür’ - Friedrich Nietzsche
Nietzsche’den vazgeçemiyorum nedense. Bu ayki sözümüzü de ondan aldım.
Nietzsche sürü içgüdüsü ile ‘ahlak’ kavramına olumsuz bir nitelik yükleyerek, ailemizin ve çevremizin bize bunca zaman pompaladığı olgunun bir düzmece olduğunu mu düşündürtmek istiyor? Eğer böyle ise ‘ahlak’ tan uzak toplumlar uzun vadede nasıl ayakta kalacaklar. Yukarıda bahsi geçen önermeler hakkında bir tez-antitezden bir senteze ulaşabilirsek bu yazı amacına ulaşmış olacaktır diye düşünüyorum.
İlk olarak ahlak kavramının da bireysel olduğunu ve kişiden kişiye, gerek ailenin gerekse toplumun şartlamalarıyla değiştiğini tespit etmek gerekir. Mesela, İspanya’da boğa güreşçilerine nerdeyse bir kahraman gözüyle bakılırken, dünyanın başka bir yerinde barbar yakıştırmasıyla karşı karşıya kalabilmektedirler. Aynı şeklide, evini geçindirebilmek için yunusları öldüren Japon balıkçılar, Greenpeace aksiyonerleri için bir doğa felaketleridir. Ahlak olgusunun dolayısıyla değer yargıları ile paralel bir dokusu olduğu aşikâr.
Buradan hareketle doğru değer yargısı olamayacağı gibi doğru ahlak diye bir kavramın olamayacağına inanıyorum. Toplum kurallarının yeterli caydırıcılığı olmadığı durumlarda devletin, kamu düzenini sağlamak amacıyla çıkardığı yasa ve yönetmeliklerle toplumsal hayatı düzenlemesinin sebebi de budur. Çünkü herkesin ahlakı kendisine göre mükemmeldir.
Öbür taraftan ahlaki normlara uymanın altında korkunun önemli bir rol oynadığını da düşünüyorum. Toplumdan dışlanma ve yalnız kalma korkusu. Toplum hayatından dışlanmamak için asgari kurallara uyulması şarttır. Aksi takdirde kişi bir kenara itilecek ve ötekileştirilecektir. Birey de toplumsal bir hayvan olduğu için bunu ekseriyetle göze alamaz. İçinde bulunduğu sürünün kurallarına uyar ve ‘iyi’ bir hayvan olarak mutlu bir hayat temenni eder.
Bir büyüğümün bana ‘istenilmeden kimseye yardım etme’ sözünü ancak belli bir süre sonra bir alışkanlığın, kırılması için eğitim amaçlı söylendiğini yeni anlıyor olmam ancak benim yetersizliğimdendir. Ne zaman karşıdan karşıya geçmek isteyen bir yaşlıyı görsek, hemen koşup yardım etmek isteriz. Yine maddi açıdan zor durumda olduğunu düşündüğümüz birisini görsek, ona cebimizden çıkartıp bir sadaka veririz. Bunlar kesinle yadsınacak davranışlar değil. Ancak otomatiğe bağlanmış, Pavlov’un deneyinde kullandığı zil çalınmasının akabinde yemek verilen köpek misali, bir sonraki seferde zil çalınmasıyla ağzının sulanmasından hiç farklı değil. Yani reflekse dönüşmüş davranışlar. Bütün bunlar ahlakın Nietzsche’nin belirttiği gibi bir içgüdüsel kavram olduğunu doğrular nitelikte.
Ancak toplumların da bireyler gibi gelişmesini ve dağılmamasını sağlayan da yine ahlaktır. Buna hiç şüphe yok. Anarşik ve bezdirici bir ortamın doğmaması için yazılmamış kurallar en az yazılmış kurallar kadar önemlidir. Bu açıdan bakıldığında yasalar gibi bir güvenlik ağı veya toplumsal bir otokontrol görevi üstlendiğini kabul etmeliyiz.
Sonuç olarak; Önemli olan ahlaki kuralları bir robot gibi uygulamamak ve bilinç , şuur tarafını ön plana çıkarmaktır.
İnsani ahlakı bulabilmek ümidiyle,
C.Serhan Oralkan
cso@carpuzz.com
Ad Soyad Sektör Dönem
hüseyin ayhan yavaşoğlu Elektrik/Elektronik Mayıs / 2010
Yorum
2010 yılının şenlik ayında Hüseyin Ayhan Yavaşoğlu’na, sistemimize gösterdiği ilgi için bütün üyelerimiz adına teşekkür ediyoruz. Elektrik ve elektronik konusundaki çalışmalarının başarıyla devam etmesini diliyoruz. CarPuan’larını güle güle harcasın!


Sıcak günlerde aklıma daha güncel konular gelir diye umarken, yeniden Arthur Schopenhauer’in bir sözüne takıldım.

‘Kalbin gerçek, derin barışı ve ruhun tüm huzuru sadece yalnızlıkta bulunur’.

Bu sözün sayfalar dolusu bir yoruma ihtiyacı yok. Ancak şu noktayı açmadan da geçmemek gerekir. Buradaki yalnızlık, etrafında kimsenin olmaması değildir. İnsanlar kalabalıklar içinde yalnız olabileceği gibi, fiziken tek kalmışken, kalabalıkları hissedebilirler. Dolayısıyla kast edilen yalnızlık çok daha derin ve bütünsel bir kavram olması gerekir diye düşünüyorum.

Bundan sonrasını okuyuculara bırakıyorum.

Güzel bir Mayıs geçirin.

C.Serhan Oralkan
cso@carpuzz.com
1 2 3 4 5 6 7 8
 
  Copyright © CEMKA REKLAM TANITIM ORGANIZASYON LTD. Gizlilik Politikası | Şartname
Tasarım ve Uygulama Dijital Endüstri